George Orwell 1948 yılında kitabı yayımladığında, kurguladığı sistemin, 2000’li yılların başında hem dünyada hem de Türkiye’de bir yarışma fenomeni haline geleceğini tahmin etmiş midir acaba? “Biri Bizi Gözetliyor”dan bahsediyorum. 5 sezon rating rekorları kıran yarışma ilk yayımlandığı dönemde insanları televizyona kilitlemiş, işimiz gücümüz Melih, Tarık ve Edi olmuştu. Yarışma isminin BBG olarak seçilmesinin öylesine olmadığını o dönem anlamamıştım. A.B.D.’de BB olarak yayımlanan yarışma ile benzer olması için böyle bir isim seçilmişti.  BB. Günümüzde Star TV ekranlarında ismi Türkçe’leştirilmeye dahi gerek duyulmadan yayımlanan yarışma: Big Brother

Big_brother_endemol_shine

Niçin Big Brother diye bir isim konulmuş diye çok düşünmüştüm. Taki George Orwell’in 1984 isimli eserini okuyuncaya dek. Big Brother, romanda herkesi gözetleyen, takip eden, sesini kaydeden, aynı zamanda da yayın yapan bir sistem. Yarışmanın ismi bundan daha güzel seçilemezdi. Belki romandan esinlenerek bu yarışma yapılmıştır kim bilir..

1984’te kendinizden ve içinde yaşadığınız dönemden çok şey buluyorsunuz. Basılalı neredeyse 70 yıl olmuş ama sanki bu günkü ve yakın gelecekte kullanmayı hesap ettiğimiz WEB teknolojilerini rahatlıkla görebiliyorsunuz. Elbette 70 yıl öncesinin masumiyeti ve naifliğinin farkını da..

Mesela kahramanımız Winston Smith, basılmış olan medyada devamlı değişiklikler yaparak eski arşiv bilgilerini devasa fırınlarda yok ediyor. Günümüzde ise İnternette bir şey paylaşmaya görün, saniyeler sonra değiştirseniz veya silseniz çok geç kalındığını hatırlatmama gerek yok sanırım. Çoktan bir kaç Twitter kullanıcısı tweetinizi kaydetti ve dağıtmaya başladı bile…

1984’te iktidar ve otorite ile alakalı ciddi problemler kaleme alınıyor. Medyanın ve propagandanın insanlar üzerindeki etkisinin ne derece korkunç olabileceğini gösteriyor Orwell. Medyaya körü körüne inanan insanları ve otoriteye bu sadıkîyetin nedenlerini sorguluyor. O nedenle sırf iktidar gitsin diye kahramanın gözü karararak terör estirmekten çekinmeyecek sapkın duygulara boğulmasını anlatıyor.

Yenisöylem” in etkisini ortaya koyarken “İnsanlar sözcüklerle düşünürler” diyor. Kullandığımız kelimelerin aslında ne kadar önemli olduğunu insanların kafasına çiviliyor. Zaten öz öz diye diye minyatürleştirilen Türkçe’nin internet alemlerinde iyice can çekiştirildiğinde fikriyatın da can çekişeceğini gösteriyor bir nebze. Dolayısıyla kelimelerimize sahip çıkmanın önemini…

Roman, porno sektörünün aslında devletler tarafından bile isteye teşvik edildiğini, hatta kimi zaman bizzat devletler tarafından üretildiğini düşünmekte “haklısın” diyor bizlere.

Aşkın nelere kadir olduğunu da anlatıyor, o ayrı.

Tekdüzeliğin teknoloji ile ters orantılı olduğunu “Bilimsel ve teknik ilerleme tekdüzeleştirilmiş bir toplumda asla var olamayacak deneysel düşünceye dayandığı için, beklenen olmadı” diyerek ortaya koyuyor ve teknik ilerlemenin “sabah 8 akşam 5 çalışırım keyfime bakarım” düşüncesi ile asla mümkün olamayacağını anlatıyor.

Savaşın asıl yaptığı, yok etmektir; ama ille de insanları yok etmesi gerekmez, insan emeğinin ürünlerini de yok eder. Savaş, halk kitlelerini fazlasıyla rahata erdirecek, dolayısıyla uzun sürede kafalarının fazlasıyla çalışmasını sağlayacak araç gereç ve donatımı paramparça etmenin, stratosfere yollamanın ya da denizin dibine göndermenin bir yoludur.” diyerek savaşın insanları hem mânen hem de madden fakirleştirdiğini, rezil rüsvay ettiğini, acınılacak hale getirdiğini anlatıyor. Tarihte ve günümüz dünyasında bu cümleye örnek aramak çok zor olmasa gerek..

1984’ü dilimize kazandıran Celâl Üster, kitabı ilk okuduğunda çok ütopik geldiğini, ikinci okuduğunda tamamen içinde bulunduğu durumu aynen anlattığını (o zamanlar Mamak Askeri Cezaevi’nde misafirmiş), çeviriden bir sene önceki son okuyuşunda ise romanın aynı roman olmasına rağmen ilk iki okuyuşundan farklı olduğunu, aslında kendinin çok değiştiğini belirtiyor.

Neredeyse bir CD ebadında

Gerçekten de tekrar tekrar okunması gereken bir kitap. Üster, notları arasında bir okuma listesi de paylaşıyor. Bu kitapla birlikte onları da okunmak üzere aşağıda listeliyor ve size 1984’ü okumadan ölmeyin diyorum. Filmi var evet ama kitabın yerini ne tutabilir ki?

Yahu vakit mi kaldı okumaya, mesaiyi bir kenara bırak, işe gidip gelirken bile bir sürü saat gidiyor, eve gelmeye pert oluyoruz diyen arkadaşları düşünen Can Yayınları bu kitabı mini kitap formatında basarak, orijinal metni azaltmaksızın cep boyutuna dönüştürmüş. Samsung Note veya Iphone 6 Plus kullanan big biraderler cep telefonunun sığdığı her yerde bu kitabı taşıyabilirler diyebilirim. Kitap okumayı kolaylaştıran böyle bir hizmet söz konusu olunca da kendilerine şürkanlarımızı sunmak borcumuzun boynu oluyor elbette.

Ütopyalar listesi

  1. Devlet (Platon)
  2. Ütopya (Thomas More)
  3. Güneş Ülkesi (Tommaso Campanella)
  4. Yeni Atlantis (Francis Bacon)

Karşı-Ütopyalar listesi

  1. Demir Ökçe (Jack London)
  2. Biz (Yevgeni Zamyatin)
  3. Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley)
  4. 1984 (George Orwell) – Mini Kitap Serisi

 

 

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.