Sadece sosyal vitrinlerde değil daha birçok farklı rafa konulabilecek kadar kapsamlı olduguna inandığımız ve ilk olarak 1998 yılında basılan Modern Dünyada Gündelik Hayat, yayımlandığı tarihten bu yana, güncelliğini kaybetmemiş bir Henri Lefebvre başyapıtıdır.

Burada Lefebvre birçok bilim dalının bir dolayım olarak, kendisinden başka bir şeyin işareti veya bahanesi olarak ele aldığı gündelik hayatı, eleştirel teorinin merkezine koyuyor. Tüketim toplumu, dilin yörüngeleri, terörizm ve sürekli kültür devrimi gibi başlıklara ayrılan eserde; gündelik hayat ile (ki bu, bir araştırma nesnesi haline getirilirse) buradaki özgürleşme olanaklarına daha farklı bakılabileceği üzerinde duruyor.

Burada bahsedilen gündelik hayat, modern toplumun bütün sıkıntılarının yansıdığı alan olarak sunuluyor. Kendi eleştirisini kendi içerisinde taşıyan bu toplumun sıkıntısını anlayabilmek için ise, bireylerin herbirinin içindeki boşlukları saptamak gerektiğini belirtiyor. Burada boşluk diye tabir edilen şey aslında ihtiyaçlardır. Ki bu ihtiyaçlar da sınırları iyi belirlenmiş bir çukura benzer. Bu çukur, tüketim ve tüketici tarafından doldurulur ve kişi tatmin edilir edilmez yine yeniden uyarılır. Burjuvazi kesimi için bir problem yoktur, peki ya gündelik hayatı sürenler? Onlara da kentin bunalımını yaşamak düşüyor. Çünkü gündelik hayat toplumu, aslında bir tüketim toplumudur. Ve piyasa mekanizması bu toplumun sadece üretim alanlarını değil tükettiği ya da tüketeceği şeyleri de ince ince planlıyor. İhtiyacı hem yaratıp hem de kontrol ediyor. Böylece sermaye döngüsü sorunsuz bir şekil devam ederken, gündelik hayat toplumu da çoğu zaman bolluk çoğu zaman ise yoksulluk içerisine giriyor. Mesela bir cep telefonunu ele alalım. Sadece bir nesne olarak alamıyoruz değil mi? Simge olarak bakmak zorundayız. Bir ihtiyaç ya da bir yaşam tarzıymış gibi. O kadar müthiş paralar ve başarısı inkar edilemez bir reklamlar var ki işin içinde. Bu yüzden basit bir seçim yapamıyoruz.

Bir de dilin toplumsal baskıyı örtmekteki işlevinden söz ediyor, Lefebvre. Yani ekonomiyle, siyasetle ya da statü gruplarıyla tanımlamaya çalıştığımız toplum. Bu toplum da kavramsal araçları yetersiz kılacak derece karmaşıklaşmıştır. Yani kısaca özetlersek Lefebvre’nin toplumu bir ‘ikililikler toplumu’ dur. İhtiyaçları belirlenen, satın alması için uyarılan, aldığı zaman mutlu olması gerektiği bile kulağına fisıldan bir toplumdur. Tutarsızlıktır ve hatta tutarsızlığın birlikteliğidir.

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.