Geleceğimizi şekillendirecek 12 teknolojik kuvvetin anlatıldığı bu kitapta akla gelen soruyla kitaba başlamış yazar: Niçin 12? 12 çünkü bu 12 kuvvet 30 yıldır süregelen ve devam edecek trendlerin ta kendileri…

Okumaya başlayınca kitabın dilini biraz garipsiyorsunuz ama yirmi sayfa sonrasında kitap kavramaya başlıyor sizi… Kevin Kelly tarafından kaleme alınan, Türk Hava Yolları Yayınları’ndan çıkan kitap Optimist Yayınları’ndan hatırladığımız Ümit Şensoy tarafından Türkçe’ye kazandırılmış. Kalın ciltli ama akıcı bir kitap.

Kitapta hepimizin geleceğin acemileri olduğu ve malesef hiçbirimizin ustalaşamayacağı gözümüze sokuluyor önce… E tabi zoruna gidiyor insanın ama nedenlerini açıklayınca, yani önümüzdeki 30 yıl boyunca hakim olacak önemli teknolojilerin henüz icat edilmediğini, bir yerde potansiyel olarak şimdiden cahil kaldığımızı, ikinci olarak bu teknolojilerin çıksa da devamlı güncelleneceğini ve biz onları öğrenirken yeni bir teknoloji çıkacağını, onu öğrenirken bir başka yenisi çıkacağını, dolayısıyla biz ustalaşamadan teknolojilerin her daim yenileşeceğini görünce bir yerde hak veriyoruz yazara… Ne de olsa günümüzde de devamlı yeni yeni App’ler çıkmıyor mu?

Büyük Teknolojik Dönüşüm; Kevin Kelly; Türk Hava Yolları Yayınları; 2016

Yazar bunları anlatırken atalarımızın hayvanlar olduğundan bahsetmiş… Herkes kendi atasını tanır diyerek fazla bulaşmıyorum ve devam ediyorum kitaba…

Kitapta en hoşuma giden kısım, gelecekte para kazanmak istiyorsak ne iş yapmamız gerektiğini bize ayan beyan anlatması… Garanti para kazanırsınız bunu yaparsanız diyor. Neymiş o peki?

Akıllı elektrikli aletlerin üretimi… Açıklayalım:

Nasıl ki bir zamanlar kas gücüyle çalışan aletler elektriğin icadıyla elektrikli olarak üretilmeye ve gündelik hayatımızda yerini almaya başladı, aynı şekilde bugün elektrikli olan aletler de yakın zamanda akıllanmış olarak gündelik hayatımızda yerini alacaklar. Örneğim süpürge. Elektrik öncesinde insanlar evlerini süpürüyorlardı yine ama bitkilerden yapılmış süpürgelerle ya da gırgırla… Elektrik sonrasında süpürgeler elektriklendi… Şimdi de bu süpürgeler akıllanacaklar işte… “Hey süpürge, git mutfağı süpür” diyince kendi başına ıslak zemini ayrı, kuru zemini ayrı süpürecek belki bilmiyorum artık, ama akıllı süpürgede iş var demedi demeyin.. Günümüzde elektrikli olan ne varsa onları akıllandırıp üretebilirseniz para sayma makinesini şimdiden alın derim. Akıllı para sayma makinesi de güzel fikir aslında 😊

Yazarımız kitapta ütopyalardan ve distopyalardan bahsediyor ama “Yaşasın protopya” diyor. Protopya ne mi? Kevin amca kitabında açıklamış.

Hele Time ve Newsweek başta olmak üzere çeşitli yayınların ve zamanın ileri gelenlerinin teknolojik dönüşüm konusunda, özellikle de internet ve web ile alakalı 90’lı yıllarda yazdıklarını görseniz, kahkaha atmaktan kendinizi alamazsınız… Güya geleceği olmayan şeylermiş… Onların durumunda olmak istemezdim. Zira kitabın ilerleyen sayfalarında Jeopardy’de şov yapan Watson’ı, hukuktan kimyaya Yapay Zekaların (YZ) etkileri ve geleceğini; GPU ve YZ’lerin bir o kadar enteresan ve hayati işbirliğini; YZ ve insan işbirliklerinden oluşan Sentorları gördükçe “büyük lokma ye büyük söz söyleme” atasözünün doğruluğunu iyice anlamış oldum.

Bu arada, siyasi gündemimizi yoğun olarak meşgul eden “Üst Akıl”, acaba bir YZ olabilir mi? Kitap “olur” diyor…

Yapamadığımızı yapan makineler… Daha fenası, yapabildiğimizi yapan makineler… YZ’ler sonrası insanlığın yeni tanımı… Ofislerden sayfalara, sayfalardan akışlara bilişimin dönüşümü… Yazar bayağı anlatmış…

Kitapta paylaşımdan, kopya ve telif haklarından da dem vurmuş yazar. Güzel bir savı var: Kopyalanamayan şey değerlidir. Kopyalanamayan ne var ki derseniz yazar kendi vermiş cevabı.. Mesela güven. Güveni kopyalayabilir misiniz? Ben de eklemek istiyorum: Markalaşma. Louis Vuitton bir çantanın çakmasını yapabilirsiniz ama insan kaynağını da kopyalayabilir misiniz?

Yazarımızdan bir güzel örnek daha: Nasıl ki kan değerlerimizi ücretsiz olarak sağlık ocaklarından alabiliyoruz, DNA haritalarımızı da yakın bir gelecekte ücretsiz olarak alabileceğiz fakat bu haritaların yorumunu kim yapacak? Belki materyaller bedava ya da bedavaya yakın olacak ama bu konularda ki uzmanlığa erişmek bayağı masraflı olacak gibi…

Paylaşım demişken, üretim araçları demokratikleşti… Artık herkeste kamera var, mikrofon var. Ya da bunları içeren akıllı bir telefon… Dağıtım ağları da demokratikleşti… YouTube örneğin… Erişim de demokratikleşti… Bilgisayardan akıllı telefona-tablete dünyada 4 milyarın üzerinde insan birbiriyle bağlantı halinde. Yazara göre milattan önce 300 yıllarında kurulan büyük İskenderiye Kütüphanesi’nin amacı, dünyada dolaşan ne kadar parşömen rulosu varsa toplamakmış. Oysa bugün kütüphaneler de birbiriyle bağlantı halinde ve giderek demokratikleşiyor… Kütüphaneler gibi insanlar da birbirlerini tanımadan birbirlerinin faydasına pek çok şey paylaştılar, paylaşıyorlar… Biri bir app oluşturuyor ve ücretsiz olarak ya da bedavaya yakın bir meblağ ile kullanıcıların hizmetine sunuyor. 3D printer projeleri de buna örnek verilebilir…

İşte Kevin amca tam da bu noktada devreye giriyor: O zaman, üretim araçlarının mülkiyetine sahip insan kitleleri ortak bir amaç doğrultusunda çalıştığı ve ürünlerini ortaklaşa paylaştığı zaman, ücretsiz emeğe katkı yapıp, meyvelerinden parasız yararlandığı zaman, buna yeni sosyalizim dememiz hiç de mantıksız değil.

Yeni sosyalizm… Tam da bu düzenler bitti derken, yeni baştan… Ama kapitalizm zaten bitiyordu…

Buna paralel olarak bir dönüşüme daha dikkat çekiyor yazar kitapta: süreç sahiplikten çıkıp erişime dönüyüyor. Yani sahip olmak out, abonelik in… Netflix ten ultra lüks bir otomobile, insanlar kiralamayı tercih ediyor gerçekten… Zira kiralamak kabul edilebilir maliyetlere inmiş durumda…

Önümüzdeki 30 yılda maddesizleşme, desantralizasyon, eş zamanlılık, platform olanağının kullanımı ve bulut yönündeki eğilim tüm şiddetiyle devam edecek” diyerek devam ediyor yazarımız.

Neticede ekonomiye yansıması da enteresan oluyor. Paylaşım ekonomisi… Kitapta bankaların hükumetler yerine Bolivya köylülerine verdiği kredi örneğinden yola çıkarak bu ekonominin dinamiklerini bizimle paylaşıyor yazar. Aklımıza bir film projesinden teknolojik girişime pek çok girişimin destek aradığı kitlesel fonlama platformları geliyor akla… Aşağıdaki örnek, “damlaya damlaya göl olur” atasözünün pratik hayatta cisim bulmuş halini ortaya koyan, ve bu fonlamanın ne kadar güzel işlerde işe yaradığının bir örneği…

Kitapta güzel istatistiki bilgiler ve rakamlar mevcut. Mesela her sene 8 milyon şarkı, 2 milyon yeni kitap, 16.000 yeni film, 30 milyar blog gönderisi, 182 milyar twit, 400.000 yeni ürün üretilmekteymiş. Dünyada bugüne kadar kaydedilmiş toplam şarkı sayısı 180 milyonmuş (Rakam ürpertici ama 20 terabaytlık bir harddiskinizin olduğunu düşünürsek tüm bu şarkıları depolamanız mümkün… Şimdi az geldi gibi değil mi). Rakamlar bu kadar ultra olunca aradığını bulabilmek için filtreleme de şart halini alıyor. Filtreleme “Uzun Kuyruk” teorisinden de, gündelik hayatımızdan da tanıdık bir kavram. Amazon listeleri, YouTube listeleri… Esasında Serdar Kuzuloğlu’nun Amazon üzerinden sevdiği eserlerin listesini ya da Spotify da neleri favori görüp dinlediğini görebilmek de birer filtreleme çeşidi. Daha ne acayip filtreleme örnekleri var kitapta…

Müzik dinlemekten bahsetmişken, sürdürülebilir ekonomik büyümenin yeni kaynaklarla değil, var olan kaynakların değerlerini artıracak şekilde yeniden düzenlenmesiyle yani bir nevi remikslenerek sağlanabileceğini belirtiyor yazar kitapta.. Aklıma Erkin Koray’ın “Sevince” şarkısı geliyor hemen. Şarkı Erkin Baba tarafından seslendirileli yıllar olmuş… Erkin Baba bu şarkıyı söyledikten yıllar yıllar sonra, çok uzak mesafelerden, Rusya’dan bir delikanlı da bir şarkı seslendirmiş ve buna bir klip çekmiş. İkisini ortak paydada birleştiren şey ise aşağıdaki video olmuş. Belki 10 sene önce remikslenen bu video, pek çok video platformunda yayımlandı ve milyonlarca defa seyredildi. Erkin Babanın şarkılarını yabancı kliplerle remikslemek moda bile oldu. Müslüm Baba’nın da… Cem Karaca’nın da… Remikslerle alakalı tek örnek bu değil, devamı kitapta.

Milyonlarca seyredilme derken, rakamların her şey demek olmadığının altını bir kez de yazarımız güzel bir örnek vererek çiziyor: Hayvanlar aleminde rakamlara bakacak olursak çekirgeler inanılmaz

Gerçek ve sanal (virtual) derken teknolojik değişimlerin bir yerde kültürün de değişimini tetiklediğini, mahremiyet, şeffaflık ve sorumluluk ilişkilerinden dem vurarak anlatıyor yazar. Aslında zaten pek çok şey tarafından izlendiğimizi görüyoruz kitapta: Mobeseleri zaten biliyoruz ya da cep telefonlarını, ama kredi kartlarının, market kartlarının, websitelerine yüklediğimiz fotoğraflardaki yüz tanıma sistemlerinin de bizi izlediğini unutuyor muyuz acaba? Gerçi izlenip izlenmiyor olmamız, her şeyi yiyip içtiğimizden kiminle nerede ne yaptığımıza kadar paylaştığımızdan hareketle çok da umrumuzda mı ki?

Yazımı kitapta geçen bir soru ile bitireyim: Kaç para karşılığında internetten vazgeçmeye razı olursunuz? 

Bu soru, bir hocanın öğrencilerine sorusu. Öğrencilerin istediği meblağı okusanız dudağınızda uçuk çıkar… Biraz daha genişletebiliriz aslında bu soruyu: Kaç para karşılığında cep telefonundan vaz geçmeye razı olursunuz? Bu soruyu etrafımdakilere soracağım kısmet olursa…

Kitap ufuk açan bir kitap gerçekten de… Bir vizyon katıyor… Satın aldığınıza memnun olacaksınız, ben kefilim…

Kitabı satın almak için tıklayınız.

Yayınevinin kitap hakkındaki tanıtımı için tıklayınız..

 

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.