Sanal alemi daha yeni yeni anladığımız dönemlerdi doksanlar. 6 haneli ICQ numaraları ile hava atılan dönemlerde Chat odalarında sohbetler olmazsa olmazlarımızdı. Bırakın Instagramı, WhatsApp’ı, Facebook bile yoktu. Geocities gibi siteler üzerinden web sitesi yapmaya çalışır, enteresan sesler çıkaran 56K modemlerle Counter-Strike serverlerine bağlanmaya çalışırdık evden. 146 pahalı ama kadim dostumuzdu.

Şimdi adını dahi anmadığımız tüm bu teknolojiler çok değil, 15 sene öncesine kadar hepimizin en büyük eğlenceleriydi. Sosyal medya diye bir şey elbette yoktu ama hayal gücümüz öylesine genişti ki, sanal alem kelimesi daha o zamanlardan ağızlarımızda sakız olmuştu. Sanal alemin gücü çok yüksekti, büyük ümitler bağlamıştık, her şey çok çılgın olacaktı. Çılgınlık çok rölatif elbette, ama mobil telefonlar üzerinden yaptığımız 140 karakterlik paylaşımlarla devrimler yapılacağı her halde en hayalperestimizin dahi aklına gelmezdi.

90’lı yıllar, sanal dünyayı anlamaya çalıştığımız dönemlerdi. Bu sanal dünyanın nasıl bir ortam olacağını anlatan yegâne filmlerin başında da Truman Show başı çekmekteydi elbette.

Truman Şov

Film vizyona girdiğinde TV şovları ve televizyon programları üzerine bayağı etik kurallar üzerinden dem vuruldu. Hatta filmin ahiret hayatını anlattığını savunanlar vardı. Biz de bir sanal dünyadaydık aslında, gerçek gibi algıladığımız yalan bir dünyada. Nice şarkılar yazıldı yalan dünyayla alakalı. Filmin kahramanı Truman Burbank’in yaşadığı dünya gibi.

Film, doğumundan 30 yaşına gelene kadar Truman’ın hayatını reklam arası dahi vermeksizin yayınlayan bir şov programını, The Truman Show’u, ve bir şeylerin ters gittiğini anlayan Truman’ın hikayesini anlatıyor. Herkesin hayallarini süsleyen bir adada doğan, büyüyen ve 30 yaşına gelen Truman, bir türlü unutamadığı aşkını görmek için Fiji’ye gitmeyi uzun zamandır arzuluyordur. Elbette böyle bir şey mümkün olmayacaktır zira yaşamış olduğu ada aslında dev bir film platosundan ibarettir. Her şey en ince ayrıntısına kadar planlansa da aksilikler eksik olmaz. Mesela filmin başlarında gökten bir spot lambası düşer. Bu terslikler birikir ve zaten Fiji’ye gitmek isteyen Truman iyiden iyiye şüphelenir. Her şeyin yapay olduğundan, bir sahtelik olduğunu arktık anlamıştır ve kendini Fiji yollarına atar.

Filmi seyretmemiş olanlar için bu kadar ile yetinelim. Doksanlı yıllarda genç olanların adı gibi hatırladığı ama 2015 yılının gençlerinin bilmediği bu film, sanal alem anlatısıyla bizlere bazı şeyleri sorgulatmayı başarıyor. Acaba diyorsunuz, sabahtan akşama kadar Instagram, Facebook, Twitter, Vine derken ben de sanal bir alemde mi yaşıyorum? Ya da zaten sanal alemde yaşıyorum da, sosyal medyada sanal alemin sanal alemini mi yaşıyorum?

Contayı yakmadan filmin fragmanını ekleyelim

IMDB’den 8.1 puan alan filmin başrolünde Jim Carrey, Laura Linney, Ed Harris ve Natascha McElhone gibi isimleri görmekteyiz.  Andrew Niccol’ün yazdığı, yönetmenliğini Peter Weir’ ın üstlendiği film, 71. Oscar ödüllerinde En İyi Yönetmen, En iyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo dallarında oscara aday gösterilmiş. 103 dakika süren filmin yanında patlamış mısırı ihmal etmeyin.

İyi seyirler…

Yazar Hakkında

Erciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi. Sosyal Medya ile bayağı ilgili. Doktora tezini bu konuda yazdı. Ayrıca Klasik Türk Müziği ile ilgilenir. Ney üfler. Fotoğraf çekmeye gayret eder. Kahve sever.

İlgili Yazılar

Yorum Yazın

Email adresiniz yayınlanmayacak.